İşleminiz Devam Ediyor.
Lütfen Bekleyiniz...

Konya Ticaret Odası (KTO) Karatay Üniversitesi İktisadi İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi Sosyal Hizmet Bölümü akademisyenlerinden Doç. Dr. Demek Akarçay Ulutaş, Dünya Kadınlar Günü’ne özel bir değerlendirme yaparak kadının güçlenmesi ve şiddetle mücadele konularına dikkat çekti.

“Kadın ve Erkek Arasındaki Bilişsel Farklılıkların Birbirini Tamamlayıcı Nitelikte Düşünülmesi Gerekir”

Özünde, sosyal yapı ve gerçekliklerin tüm canlılar arasındaki ilişkilerde uyum ve denge ile mümkün olduğunu belirten KTO Karatay Üniversitesi İktisadi İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi Sosyal Hizmet Bölümü akademisyenlerinden Doç. Dr. Demek Akarçay Ulutaş, kadın ve erkek arasındaki toplumsal rollerin tarif edilmesindeki değişimlerin altını çizdi. Toplum içindeki cinsiyet temelli rollerin evrimine dikkat çekerek, kadın ve erkek arasındaki bilişsel farklılıkların birbirini tamamlayıcı nitelikte düşünülmesi gerektiği vurguladı. Akarçay Ulutaş; “Kadın; ağırlıklı olarak anne, bayan ya da çiçek gibi isimlerle ve simgelerle ifade edilmeye çalışılmaktadır. Toplum içindeki rollere bakıldığında, kadın çocuk bakımı ve ev içi sorumlulukları üstlendiğinden daha narin, korunmaya muhtaç, anne rolünden dolayı merhametli gibi sıfatlarla anılmaktadır. Erkek ise güçlü, ailenin geçimini sağlayan, aile üyelerini korumakla yükümlü birey olarak isimlendirilmektedir. Günümüz yaşam şartlarında ve mevzuata göre toplumdaki bu yansımaların pek çoğunun artık geçerli olmadığını söylemek gerekir. Kadın ve erkek arasındaki bilişsel farklılıkların birbirini tamamlayıcı nitelikte düşünülmesi, verimli sonuçların alınabileceğine işarettir” dedi.

“Kadınların Eğitim ve Çalışma Yaşamına Katılımlarına İlişkin Göstergeler, Her Yıl Artıyor”

Eğitim ve iş yaşamına katılımlara yönelik istatistiksel verileri değerlendiren Akarçay Ulutaş, kadınların eğitim düzeyi ve işgücüne katılım oranlarındaki artışa rağmen sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşmak için daha fazla çaba gerektiğine işaret etti. Kadınların çalışma ortamlarındaki güvensizlik hissi ve toplumsal beklentilerin kadının rolünü belirlemedeki etkilerini aktaran Akarçay Ulutaş; “Kadınların eğitim ve çalışma yaşamına katılımlarına ilişkin göstergeler her yıl küçük de olsa artışlar göstermekle birlikte bazı göstergeler kadının güçlendirilmesi noktasında daha çok yapılacak işin olduğuna işaret etmektedir. TÜİK, Ulusal Eğitim İstatistikleri Veri Tabanına (2021) göre, yüksekokul, fakülte, yüksek lisans ve doktora mezunu olan 25 ve daha yukarı yaştaki kadınların oranı %20,9; TÜİK, Hane Halkı İşgücü Araştırmasına (2021) göre kadınların işgücüne katılım oranı %32,8’dir. Toplam nüfusun yarısının kadınlardan oluştuğunu düşündüğümüzde, bu oranlar toplumumuzda hedeflediğimiz sürdürülebilir kalkınma için elbette yetersizdir. Aynı araştırmada, erkek katılımcıların kadınların çalışma ortamının kadınlar için güvenli olmadığı, iş yerinin mahremiyete uygun olması gerektiği ve kadının asıl sorumluluğunun ev içindeki görevler olduğu çerçevesinde şekillendiği görülmektedir. Buna karşın, erkek katılımcıların kadınların çalışmasının ve sosyal hayata katkı sağlamasını değerli bulması bütüncül ele alındığında, çalışma ortamına ilişkin kafa karışıklıklarının olduğu hissedilmektedir. Bu konuda, en iyi kaynak iş sağlığı, güvenliği, çalışma şartlarını düzenleyen mevzuatın kendisi olacaktır. Toplumun haklar konusunda yeterince bilgiye ya da farkındalığa sahip olmaması, eğitim ve çalışma yaşamına ilişkin yanlış bilgilerin ya da önyargıların yayılmasına neden olmaktadır. Belki de en büyük dikkati bu noktaya vermek faydalı olacaktır” ifadelerine yer verdi.

Doç. Dr. Akarçay Ulutaş, Türkiye İstatistik Kurumu ve Birleşmiş Milletler Nüfus Fonunun verilerine dayanarak kadına yönelik şiddetin, toplumun her kesiminde ciddi bir sorun olduğunu vurguladı. Ev içi şiddetin analizinde, aile içi iletişim ve sorun çözme becerilerinin önemine dikkat çekti. Ayrıca, bu konunun farklı boyutlarını ele alarak dijital şiddet, psikolojik ve ekonomik şiddet gibi unsurların da incelenmesi gerektiğini söyledi.

“Şiddet Davranışları, Toplumun Her Kesiminde Karşımıza Çıkan Bir Gerçekliktir”

Akarçay Ulutaş; “Bir sosyal sorun olarak şiddet, aile içine ve kadına yönelik kendini daha belirginleştirmiş haldedir. Özünde, nesilden nesile aktarılarak bir kısır döngü oluşturan şiddet davranışları toplumun her kesiminde, günlük yaşamın neredeyse her anında karşımıza çıkmaktadır. Kimi zaman trafikte, kimi zaman evin içinde, okulda, sokakta gördüğümüz bu davranışlar birinci derece yakınlarımızdan, akrabalarımızdan ya da yabancılardan kaynaklanabilmektedir. Dolayısıyla, şiddet davranışlarının gösterilmesinde dile, dine, ırka, etnik kökene, medeni duruma, cinsiyete, eğitim ya da gelir durumuna göre sınıflandırmak zorlaşmaktadır. Buna karşın, TUİK Mart 2023 Bültenine göre kadınların %30,4'ünün yaşadığı çevrede gece yalnız yürürken kendini güvensiz hissetmesi, şiddete maruz kalma ihtimalinin kadınlarda artık farklı bir stres unsuru olarak karşımıza çıktığına işaret etmektedir. Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu “Ev İçi Şiddet Acil Yardım Hattı 2007-2021 Yılları Arası Verilerinin İstatistiksel Analizi” raporuna göre, şiddete maruz kalan her 10 kişiden 8’inin kadın, %73’ünün evli ve büyük oranda 31-55 yaş arasında olduğunu göstermektedir. Şiddet davranışlarını sergileyenlerin %90’ının erkek, en yüksek oranda ‘eş’ (%63) sonra aile üyesi (%21) oldukları da aynı raporda ifade edilmektedir. Dolayısıyla, bu kadar sınırlı analiz sonucuyla bile, ev içindeki iletişim ve sorun çözme becerilerine ilişkin dinamiklerin şiddet davranışlarının ortadan kaldırılmasında kilit role sahip olduğu anlaşılmaktadır” şeklinde konuştu.

“Bu Tedbirlerin Alınmasıyla, Toplumumuzda Olumlu Etkiler Gözlenecektir”

Akarçay Ulutaş; “Aile üyeleri arasında empatik iletişimin güçlendirildiği, yani aile üyelerinin birbirini anlamaya çalıştığı, sorunların ortak çözüme kavuşturulabildiği, aile üyelerinin birbirine bağlılıklarının geliştiği bir mekanizmayı ifade eden sağlıklı aile yapısının toplumda yaygınlaştırılması elzemdir. Mevcut koruma ve güvenlik hizmetlerinin kadını bağımsızlaştırmaya hizmet ederek her türlü eşitsizliğin ve ayrımcılığın önüne geçilmesi, şiddet kavramının sadece fiziksel şiddet olmaktan ziyade partner, flört şiddeti, dijital şiddet, psikolojik, ekonomik, cinsel şiddet gibi farklı boyutlarının da daha yoğunluklu incelenmesi önemlidir. Şiddetin nesiller arası aktarımını engellemek için çocukların atılganlık, benlik kullanımı, öfke yönetimi, duygularını ifade etme becerilerinin eğitim kademelerine ve bilişsel gelişimlerine uygun programlarla sürekli geliştirilmesi, okullarda akran zorbalığı, dijital alanda siber zorbalığın önüne geçmek için mevzuatın ve kişiler arası ilişkilerin geliştirilmesi açısından bölgesel çalışmaların sürekliliğinin sağlanması gerekmektedir. Şiddet davranışı geliştiren ve birini bu davranışa maruz bırakan bireylerle odak grup, eğitim ve farkındalık çalışmalarının yürütülmesi kadar iyileşme sürecine ilişkin izlemlerin yapılması, orta ve uzun vadede toplumumuzda olumlu sonuçların yansımalarını ortaya koyabilecektir.

“Herkesin Üzerine Düşen Sorumlulukları Yerine Getirmesi Gerekmektedir”

Kadının güçlenmesi ve şiddetle mücadelede toplumda bilinçlenme ve eğitim çalışmaları hayati öneme sahip olduğunu belirten Akarçay Ulutaş; “Sağlıklı aile yapısının yaygınlaştırılması, mevcut koruma ve güvenlik hizmetlerinin geliştirilmesi, çocukların duygusal gelişimlerinin desteklenmesi gibi faktörlerin uzun vadeli çözümlere katkı sağlayacaktır. Kadınların eşitlik ve güvenlik içinde yaşayabileceği bir toplum için herkesin üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmesi gerekmektedir” diyerek kadınların günümüzde karşılaştıkları zorluklarla mücadele ederken, toplumun bu konudaki bilinç düzeyinin artmasının önem arz ettiğini söyledi.

 

08 Mart 2024