Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Para Politikası Kurulu (PPK), bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını (politika faizi) 475 baz puan artırarak yüzde 10,25’ten yüzde 15’e yükseltti. Bu gelişmenin ardından Konya Ticaret Odası (KTO) Karatay Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Sigortacılık ve Sosyal Güvenlik Bölümü akademisyenlerinden Prof. Dr. Üstün Dikeç, Merkez Bankası’nın faiz kararını değerlendirdi.

KTO Karatay Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Sigortacılık ve Sosyal Güvenlik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Üstün Dikeç, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası faiz kararı hakkında önemli açıklamalarda bulundu. Prof. Dr. Üstün Dikeç, Covid-19 nedeniyle hem küresel ekonomide hem de ülkemizde tüm sektörlerde ekonomik faaliyetlerde belirsizliklerin olduğunu belirtti. Dikeç; “TL’deki değer kaybı ve fiyatlar genel seviyesindeki artışlar, enflasyon beklentilerinin artmasına neden olmuştur. Ayrıca salgın döneminde sağlanan güçlü kredi ivmesinin gecikmeli etkisi, iç talebi ve cari işlemler açığını artırmıştır. Fiyat istikrarını ve enflasyonu kabul edilebilir seviyede tutmak için Merkez Bankası, piyasanın beklentileri doğrultusunda politika faizini 475 baz puan artırarak yüzde 15’e yükseltmiş ve sadeleşme kararı almıştır. Kurul, enflasyonda kalıcı düşüş sağlanıncaya kadar parasal sıkılaştırma yapılmasına karar vermiştir; yani haftalık olarak piyasaya verdiği para miktarını kısmıştır. Böylece, bir hafta vadeli repo ihaleleriyle ve geç likidite uygulamalarıyla fonlama sağlanacak ve gerekli aralıklarla ek parasal sıkılaştırma yapılacaktır.” şeklinde konuştu.

Alınan kararla, enflasyonu önlemek için ülke risk priminin ve dolara olan hücumun düşürülmesi, döviz rezervlerinin artırılması ve finansman maliyetlerinin azaltılmasının hedeflendiğinin altını çizen Dikeç, “Alınan kararla, repo faizinin yükseltilmesiyle portföy girişi sağlanacak, kurlarda düşüş görülecek, dolarizasyon eğilimi azalacak ve TL değer kazanacak. Riskler azalacak ve yöneltilebilecek, enflasyonla mücadelede parasal sıkılaştırmaya gidilebilecek, portföy girişleri olacak, rezervler artacak.” dedi.

Enflasyonda da kalıcı olarak düşüş sağlanacağını vurgulayan Dikeç; “Kredibilite artacak, rezervlerin cari açık finansmanı için erimesi engellenecek, enflasyonda kalıcı düşüş sağlanacak. Ayrıca tüm bu sonuçlar sayesinde piyasalarda iyimserlik havası görülecek, sadeleştirme parasal duruşu sağlayacak, risk priminin düşmesi piyasa faizini Merkez Bankası faizinin altına düşürecek, reel sektörün borç yükü, bankaların faiz artışını ticari kredilere yansıtmaları halinde azalacak. Bu gelişmelere ek olarak; borç verilen paranın ortalama maliyetinin artırılması olan sıkılaştırma uygulaması fiyat istikrarını destekleyecek, likiditeyi sağlamaya yönelik olan fiyatların ağırlıklı ortalama fonlama maliyetinde iyileşme görülecek” ifadelerine yer verdi.

Piyasa beklentilerini karşılayan faiz artırımının etkilerinin, kısa zamanda hissedileceğini söyleyen Dikeç; “BİST artarken, döviz ve altın fiyatlarında düşüş görülmektedir. Ülkemizde %7 civarında olan tasarruf oranının artırılması için yürütme organı ve Merkez Bankası, ortak politika yürütmeli, döviz kurlarının kontrolünü sağlayacak çalışmalar yapmalı, üretim ve yatırım planlarını etkileyen yüksek faiz oranlarından kaçınmalıdır. Borç stoklarının para politikasının etkinliğini sınırlaması ve mali bağımlılığa neden olması sonucunda, beklentiler ve döviz kurları Merkez Bankası’nca belirlenen kısa vadeli fonlar ile piyasa faizleri arasındaki ilişkiyi zayıflatacak ve para politikasının etkinliğini azaltacaktır. Ayrıca, politika faiz oranındaki değişmeler sonucu diğer faiz oranları, varlık fiyatları beklentileri ve döviz kurlarının toplam talebi ve enflasyonu etkileyeceği önemsenmelidir.” diyerek önemli tavsiyeler verdi.


21 Kasım 2020



Anasayfa